Türk aksağı kaç kaçlık ?

Melis

New member
Forumda gezinirken geçen hafta yaşadığım ilginç bir sohbet aklıma geldi. Bir müzik etkinliğinde tanıştığım insanların arasında, basit gibi görünen ama herkesi uzun süre düşündüren bir soru ortaya atılmıştı: “Türk aksağı kaç kaçlıktır?” İlk anda bunun sadece müzik teorisiyle ilgili teknik bir soru olduğunu sanmıştım. Oysa gece ilerledikçe konu, tarihten kültüre, insan ilişkilerinden Anadolu'nun ritim anlayışına kadar uzanan bir yolculuğa dönüştü.

Türk Aksağı Kaç Kaçlık? Bir Soruyla Başlayan Yolculuk

O akşam masada beş kişiydik. Aramızda müzik öğretmeni de vardı, mühendis de, tarih araştırmacısı da. Sohbet bir anda halk müziğine kayınca arkadaşlardan Murat, “Türk aksağı tam olarak kaç kaçlık sayılır?” diye sordu.

Murat'ın yaklaşımı oldukça sistematikti. Hemen telefonundan notlar açtı, ritim kalıplarını karşılaştırmaya başladı. Onun için mesele, doğru cevaba ulaşılması gereken bir problem gibiydi.

Masadaki Elif ise farklı bir açıdan yaklaştı.

“Belki de bu ritimlerin neden bu kadar sevildiğini konuşmalıyız,” dedi. “İnsanlar bu ölçülerde neden kendilerini buluyor?”

Bir anda teknik bir müzik sorusu, kültürel bir tartışmaya dönüştü.

Türk aksağı, müzik teorisinde genellikle 5 zamanlı bir usul olarak kabul edilir. En yaygın biçimi 2+3 veya 3+2 şeklinde hissedilir. Bu nedenle birçok kaynakta 5/8 ölçüsüyle ilişkilendirilir. Ancak Anadolu müzik geleneğinde mesele yalnızca matematiksel bir ölçü değildir. Ritim, yaşam biçiminin bir yansımasıdır.

Köy Meydanından Konservatuvara Uzanan Bir Ritim

Sohbet ilerledikçe tarihçi arkadaşımız Zeynep devreye girdi.

“Dikkat ettiniz mi?” dedi. “Anadolu'da düz yürüyüş ritminden farklı birçok oyun havası var. İnsanlar yüzyıllar boyunca ritimleri yalnızca müzik için değil, günlük yaşamlarının doğal bir parçası olarak geliştirmiş.”

Bu noktada masada kısa bir sessizlik oluştu.

Gerçekten de Anadolu'nun birçok bölgesinde kullanılan aksak ritimler, Batı müziğinde alışılmış simetrik ölçülerden farklıdır. Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan geniş bir coğrafyada insanlar müziği yalnızca sayılarla değil, hareketlerle ve duygularla hissetmiştir.

Murat hemen konuya analitik bir katkı sundu:

“Yani aslında ritim matematiksel olarak düzensiz görünse de kendi içinde oldukça düzenli bir sistem taşıyor.”

Haklıydı.

Zeynep ise onun sözünü tamamladı:

“Aynı zamanda insanların yaşam deneyimlerini de taşıyor.”

İşte o an fark ettim ki aynı konuya farklı açılardan bakmak, cevabı daha zengin hale getiriyordu.

Bir Düğünde Yaşanan Küçük Olay

Konuşma sırasında çocukluğumdan bir anıyı paylaştım.

Bir köy düğününde davulcu ile şehirden gelen genç müzisyen arasında tatlı bir tartışma çıkmıştı.

Genç müzisyen sürekli ölçü sayıyordu:

“Bir, iki, üç, dört, beş…”

Davulcu ise gülerek cevap veriyordu:

“Sen saymaya devam et, ben oynayanların ayaklarına bakarım.”

O zamanlar bu sözün anlamını pek kavrayamamıştım.

Yıllar sonra düşününce aslında iki farklı yaklaşımın karşı karşıya geldiğini fark ettim.

Biri yapıyı anlamaya çalışıyordu.

Diğeri ise yapının insanlar üzerindeki etkisini.

İkisi de gerekliydi.

Tıpkı o akşam masadaki sohbetimizde olduğu gibi.

Aksak Ritimler Neden İnsanları Bu Kadar Etkiliyor?

Elif'in sorduğu soru hâlâ aklımdaydı:

“İnsanlar neden bu ritimlere bağlanıyor?”

Masadaki herkes farklı cevaplar verdi.

Kimine göre bunun nedeni alışkanlıktı.

Kimine göre kültürel mirastı.

Ben ise biraz daha farklı düşünüyorum.

Aksak ritimler insan hayatına benziyor.

Hayat çoğu zaman dört dörtlük ilerlemiyor.

Beklenmedik duraklamalar, hızlanmalar, yön değişiklikleri yaşıyoruz.

Belki de bu yüzden 5 zamanlı veya 9 zamanlı ritimler kulağımıza yabancı gelmiyor.

Çünkü yaşamın doğal akışında da tam bir simetri yok.

Elif bu yoruma gülümsedi.

“Belki de insanlar kendilerini bu yüzden bu ritimlerde buluyor,” dedi.

O cümle masadaki herkesin hoşuna gitmişti.

Türk Aksağına Sadece Teknik Bir Terim Olarak Bakmamak

Araştırmalar incelendiğinde Türk müziğindeki aksak usullerin yalnızca ritmik kalıplar olmadığı görülüyor. Özellikle halk müziği ve geleneksel sanat müziği çalışmalarında, aksak ritimlerin bölgesel kimliklerin oluşmasında önemli rol oynadığı vurgulanıyor.

Konservatuvarlarda Türk aksağı çoğunlukla 5/8 ölçüsü içerisinde öğretilir.

Ancak sahaya çıkıp yerel müzisyenlerle konuştuğunuzda bambaşka bir tabloyla karşılaşırsınız.

Bazıları ritmi sayı olarak değil, hareket olarak tarif eder.

Bazıları ise bir yürüyüşe, bir oyun figürüne veya bir duygunun akışına benzetir.

Bu durum bana kültürün yalnızca kitaplarda değil, insanların günlük yaşamlarında da yaşadığını hatırlatıyor.

Masadan Ayrılırken Kalan Soru

Gece sona ererken Murat sonunda teknik cevabı özetledi:

“Türk aksağı genel kabul gören biçimiyle 5 zamanlıdır ve çoğunlukla 5/8 olarak ifade edilir.”

Hepimiz başımızı salladık.

Sorunun cevabı buydu.

Ama aslında yalnızca bu değildi.

Çünkü birkaç saat boyunca konuştuğumuz şey yalnızca bir ölçü sayısı değildi.

Bir ritmin insanların hayatına nasıl yerleştiği, kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığı ve farklı bakış açılarının aynı konuda nasıl birleşebildiğiydi.

Belki de müziğin en ilginç tarafı burada yatıyor.

Bir kişi ritmi sayılarla açıklar.

Bir başkası onu insanların hisleriyle ilişkilendirir.

Bir diğeri tarihteki yolculuğunu araştırır.

Ve sonunda ortaya çıkan tablo, tek bir cevaptan çok daha büyük olur.

Siz ne düşünüyorsunuz?

Bir müziği özel yapan şey ölçüsü müdür, yoksa o ölçünün insanlar üzerinde bıraktığı his mi?

Türk aksağını duyduğunuzda ilk olarak matematiksel düzeni mi fark ediyorsunuz, yoksa sizi geçmişe götüren o tanıdık kültürel sesi mi?

Kaynaklar: Türk Musikisi usul çalışmaları, konservatuvar ders notları, halk müziği ritim araştırmaları ve Anadolu müzik kültürü üzerine akademik incelemeler.
 
Üst